26 Şubat 2009

doğrumuvakkithane'yi kayıp vermiş gibiyim, içimdeki sıkıntı pürtelaş dolaşan ince sinekler gibi. bırakıp kurtulamadığım yüzleşmelerimin kendimle uzamış resmiyeti. geç kalışım genetik yapımdan mı kaynaklı, yoksa artık gerçekten eskidim mi? sürekli yenilenen ama aslında dönerek yaşlanan dünyada. hmmm!

çeşitli mekanikler üzerinden bir geri bildirim devrem olmadığı kesin. bir arıza sinyal düğmesi hatta butonum yok.

sizin dünyanızın verdiği net zarar şu: bireysellikten bahsediyor olsanızda, beraber yaşamaktan, ki bu adam tutmak anlamında, kayırmak, ne bileyim her türlü ayrımcılıktan kurtulamıyor ve doğal seleksiyonun, evrimin önünde engel teşkil ediyorsunuz.
İfade tarzlarınız bir içeriğin mahiyeti, yapı taşları üzerine odaklanmıyor. Odaklanamazsınız, çünkü bunun örneklerini görmüyorsunuz. asıl olması gerekeni göremiyorsunuz, bakmıyorsunuz bile. sistemleriniz kurumların egemenliği altında insanları zayıflatıp, soyut kavramları ilahlaştırmak üzerine kurulu.

kriz varmış... o varmış, bu varmış... önlem almak, yapısal değişiklikler, ego cilalamalar, verilen değerler, eğilimler para ve para üzerine kurulu.

önerim nedir peki, bu kadar söylenir ağızla ifade ettiğim zararlı yapılar karşısında? elbette bir önerim var benim de. analog ve sadece radyo, hala insanların göremediklerini görmeye devam ediyor. karşılaşma ve kişisel devrim!

mantığa bürülü sezgileriyle, sistemin sapması olan bir yapı taşının kuyuya atılmasında, mutlaka elzem bir plan vardır.

- kim atmış taşı o kuyuya?
- karma ben yapmadım diyor.
- evet tabiki. karma yaşayan, tutunanlar için geçerli sadece.
- sadece
- evet sadece radyo
- o zaman bu gezegende yalnızım.
- evet sadece sen varsın.
- sen kimsin?
- varlıkların karşıtları vardır, bu böyledir.
- alacağın olsun.
- su akar yolunu bulur.
- tabi ya frekanslar!

Hiç yorum yok: