radyo kime oy verir?
radyo taşınabilirgillerden, mobil ve sivil itaatsiz. sivil itaatsizlik, bir grubun içinde yer almaktan kaynaklanıyor ve bir başkaldırı gibi gözüküyor ama aynı zamanda ne varsa onu çeken radyo komformist bir anten taşıyor. komformist antenli, sivil itaatsiz radyo'nun annesi, babası bellidir de, oy vermek için biçare yola dökülmeyecek ailesiyle.... oy kullanmak bir ailenin yönetim tercihlerini, alternatiflerini, kendi fikirlerini taşıyan, vatandaşça, sosyal bir davranışıdır. demokrasiden ve alternatiflerden politikacılar bahsetsin, ben bir radyo olarak oyumu filozoflara veriyorum ama yine de içim rahat değil.
oyunu paradan yana kullanan, ya da aşktan yana kullananların arasında çok fazla fark yoktur. asıl fark seçimde değil de, inançdadır. aşk da, para da sahibini arar sadece, radyo değiştirir. ekonominin hayat demek olduğu iyi bilinir. tanımları yerli yerinde kullanırlar ekomistler, sade ve basit anlamları ile. üretim, tüketim döngüsü içinde seçimler yapılır. alternatifler sıralanır, sadece radyo hokkabazların en samimi insanlar olduklarına inanır.
20 Haziran 2007
22 Nisan 2007
osmanlı'da ölçek ve birimler_ders no: 101,00
bir yük kaldıracaksak, büyüklüğüne göre nefes alıp hayde bre der, eğilir, kaldırırız. küçüçük sinekten korkmayız ama canımız sıkılır. ağır değil, hafif; korku değil, can sıkıntısı... nedense böyle tanımlarla, o anda söylenebilecek uygun kelimelerle, hissettiklerini ifade etmek, rahatlatıcı oluyor insanlar için.
benim derdim aslında, boyutlandırma, sınıflandırma, numaralandırma ve diğer bok püsürü ayırmaya çalışma. kimyalar en küçük parçalarına kadar ayrılıp, özenle sınıflandırılmakta, nereye kadar gidecek nerede başlıcak, nerede bitecek. sorular da aynı anlayışla soruluyor. bu doğru ya da yanlış değil ama şimdiyi değerlendirmek için daha büyük gözlükler gerekmiyor mu sizce de?ama olan şu: kendi içine doğru spiral gibi dönüp durmak.
yaşanan bu tanımlama ya da herneyse ne, neden kaynaklandığı, hiç mi hiç ilgimi çekmiyor. insan psikolojisi değil konumuz, sınıflandırmalar ya da herneyse, bunun kriterleri, doğruluğu, etkilerini konuşmak istiyorum. radyo olmanın bir zorluğuda bu: antropolijik bir tutum içindeymişim gibi geliyor olmalıyım size. öyle gelmiyorsa, pek güzel. insanların bu basit anlayışı, kolaylığı kafalarına göre tanımladıklarından dolayı göremedikleri ortada. işte sorun da tam bu: etkiler, etkileyeni anlayışına göre değişiyor!
genel anlayışın da üstünden şöyle bir yüzüyorum: her şey ayrı yazılır ve her şeyin yeri ayrıdır. hemen ardından şeyleri sınıflama, tanımlama ya da her neyse, yapılıyor. gerekliymiş canım, tanımlayamadığından korkar insanoğlu, tanımların güvenirliliği varmış gibi. bir de bambaşka bir yerden dalıyorum: gören gözümüz, şeylerin büyüklüğüne göre, perspektife göre görsel olarak ifade ediyor. görmeyen gözün, kulakları, burunları gelişiyor, o da ayrı bir konusudur konumuzun. görsel hafızalar da kimbilir hangi yollardan buralara geldi, çooook eskilerden alınmış bir yolcu gibi unutulmuş, hala geleceği yeri bekliyor belki. görsel hafıza, eksikliği, çoklukluğuyla büyüklüklere, renklere, şekiller ve komposizyonlara ayrı tepkiler veriyorlar. bu tepkilerde kelimelere dökülüveriyor. hadi bakalım çık işin içinden, hangi gözün kelimesi, genellenebilir olacak. hegelci bakış ile bilmem nasıl, hitler ile bilmem nereye gideriz. beni propaganda aracı olarak görenler, tanımlayanlar ya da her neyse, genellemelerin genelini genelleyenler. bilim, afrika, iki, bilgi almak, dekametre, ayıplanabilir, melun, lanetli, övgüye değer, cimri, kınanabilir, cahillik, bilgisizlik, çalışmak, ekmek, yayınlamak, film, bu gibi sözlüklerde tanımları okunabilen kelimeler...
bu tip tanımlamalar, bir çerçeve içinde korunaklı bir alan yaratıyor kendine. orada sakin, huzurlu ve mutlu bir tablo oluyor insanlar. daha da dalarsak, bu kolaylık içinde, zamanı bölümlemiş, saydırmış insan bazı anlarda tarihin gelmiş geçmiş en büyük acısını çekiyor, diğerleri ile birlikte. ama çaktırmazlar birbirlerine, kendilerine, öyle severler beraber yaşamayı, yaşatmayı.
bir grubun her zaman tanımlara, görevlere ve hiyerarşiye ihtiyacı vardır. yarını da beraber güçlenerek büyüyerek çoğalarak geçirmek için. birşey demiyorum, toplum, toplum içinde birey, sosyal varlık ya da sosyopsikolojik olarak birey, kişi ya da her neyse, ayrı ayrı benliklerimiz oluyor. bunları öğreniyor, sonra da pratiğini yapıyoruz. hadi hayırlısı. pavlov'un köpekleri hala havlıyor, hav hav hav.
artık bitse de bu yazı, kapansam biraz. bir yorgunluk çöküyor. bu sene hiç kış yaşamadık sayılır. istanbulda kar yağdığında ben hep izmir'deydim. şubat'tan beri de güneşli havalar. bugünde sakin güneşli bir pazar günü, cihangir'de. hava da bulut yok. frekanslar bozulmadan geliyor. su içinde yüzüyor gibiyim. aslında yüzüyorum. sadece bu su, ıslak değil.
11 Şubat 2007
radyo küresel ısınma için ne diyor?sadece radyoyu izmirde görmüşler. köstebek kılığında duruyormuş öylece. gündüz gece bilmez köstebek kılıklı radyo, şaraba sarmış, içmiş,içmiş. onu görenlerin yalancısıyım ama tehlikeli bi duruşu varmış. göt edermiş herkesi. bir radyo çekmesse ne yapar? yatar uyur di mi? yok bu uyumamış, boş boş takılmış yıldızların sesine. internet nasıl? ii bişi yok, orada duruyor internet hep var. varlık problemi yok internetin. radyo kıskan kıskan bitirememiş, iletişime bok atmış, iletişmeye bok atmış, kısaca her şey ayrı yazılır. analog radyo, monolog delisi olmuş, vah vah...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)