12 Eylül 2006

bir fotoğrafda hangi parçalar yanlıştır? yanlış parça var mıdır?
rahatsız eden görüntü müdür?
gören gözümüz de mi bir sorun vardır? yoksa zamansız mıdır?
zaman saatlerle ifade ediliyor, saatler bizi koştururken, kullanmadığımız zaman herşeyin merhemi oluyor.
gerçekleşmek boyuta, genlere, çoğrafyaya göre daha da zorlaşıyor. hepsi hafifledikçe hız kazanıyor. ağır atomların parçalanması daha fazla zaman alır,

yavaş yavaş farkediyor insan herşeyi,
birden fazla gelir, kabul etmek gerekir. yıkarak ilerliyor gerçek, bulduğunda huzurun kaçacak duracaksın! durunca göreceksin herşey olmak istediği yerde. herşey olduğu gibi. sıkıcılığının içinde dünyalar gizli.


07 Nisan 2006


radyo şarkısı

duy ne diyor
haydi dinle, ne söylerse, ne derse
rahat da değilsin, bir sus da dinle,
bulursan kendini, sende sanma
ben sende mi, sen bende mi?
şimdi mi? şimdi, şimdi başka ne varki, ilerisi masal
anlat anlat bitmez,
bu yoldan üç elma düşmez.

-masal değil gerçek gibi, gerçek değil masal gibi, dimağlar açıldı, ört üstünü, karalar girmesin, sen ne sandın dostum, değirmenim dönsün, üfle dönsün, söyle dönsün, elimi al senin olsun, ben de senin olayım, tepe tepe kullan da, rahatsız olmayayım. olsa herşey feda, ben neyim ki, üstüne kara. yıkanmaz öyle su ile sabunla. bu durumda aç aç aç hiç utanma. bak içerde gördüm inan bana, çıkar çıkar çıkar hadi ne varsa üstünde, soyunda gir koynuna, sana da yer var, bana da. et, et, et , ekle ekle ekle beni de, kat, yat, çarp, böl matematiğine. uyu, ye, iç, seviş, öl doğanla, kalanla.-

al ne veriyor
haydi belle, ne olursa, ne durursa
bir nem kalmamış içinde, bir su al iç,
kana kana doyarsan, sen sanma
ben sende mi, sen bende mi?
şimdi mi? şimdi, şimdi ne varki, gerisi kara
git git bitmez
bu yolda kimse ölmez

-gördüğün neydi, adı neydi, cismi peki? hangisi, hangisi karıştırma, yok yok, düşünecek fazla. ne osun ne busun, ne sensin tek. dokun, dokun tutma, kokla kokla yeme, gör gör anlama. durabilirsen yanımda, ses etmem. düşersen ellemem, üzülmem. ama üşürsen dünyam toprağım senin. ben eyleyim, sen eyle. bu da dönsün böyle. istedin mi, senindir. gerisine bakma. sıvışkan çatlaktan geçer deliğe gelmeden. deliğini kapa da çatlağın çatlak olsun hakiki, gözlerini kapa kulakların yarasın. tat al sadece dilinle. bir öne bir geriye, sayarsın yerinde. sayma sayıların topu cehenneme. sayılmazsın sen, takılıp kalırsan, kusup dağılırsan. ben ben deme, kelimeleri elleme, gözüme bakma öyle, yok olduğu birşeyin. herşey aynı da sen alıksın. boşver geçer kaçırma şimdiyi. ben sende, sen bende var olalım içimizden dışarda. onu da kap gel, beriki de, sayı yok, ay var. saymak yok, işte sevmek var. saygısız da olur, kendin olsan. denemeden bilemezsin, sormadan öğrenirken.-

gör nerede,
haydi elle, ne varsa, ne yoksa,
kendin değilsin, kaçıp gitmek nereye,
anlarsan, senin sanma
ben sende mi, sen bende mi?
şimdi, şimdi ne varki? şimdi aynı
gör gör bitiremez
bu yolun yolcusu...

13 Ocak 2006

radyo ölümlü
yazacağım yazılar bir ölüm belgesidir. belgeselinin de çekilmesini de ayrıca isterdim. çekilemeyeceğini düşünüyorum. her ışık hüzmesi parçalanarak milyarlarca, çoklarca, sizin bilemediğiniz, bilemeyeceğiniz bilmem kaçlarca noktalara ayrılıyor. beraberken ışık şaçanlar, tanrı diye bildiğiniz bütünün bir resmi olsa gerek. o resmin sayamadığınız kadar noktasının bilmem kaçıncı parçalarıyız. ölüm belgeselinin çekilmesi için beraberlik gerekli, bir olmak, tek olmak gerekli, zira başka türlüsü yalan olur gibi. tabiatımızın kanunu bu. yalnız doğmak, yalnız ölmek. gözlemli ölüm mümkün gibi gözükmüyor, sizin karanızda. bu yazıların niteliğinin aşağıda ifade edeceğim gibi değerlendirilmesini rica ediyorum: ?her yaşayan gibi ölümü yaşayacak olan bir enerji yumağı olan ben, ölümü kendi bilincimle seçiyorum. geri de bir mesaj bırakma ihtiyacı olan ama neyi nasıl bırakacağını bilemeyen benin, kaleme aldığı bir vasiyetname değildir. ihtihar mektubu hiç değildir. bu yazı bir radyonun itiraflarıdır. günah çıkarmaktadır, geri de kalanlara.? umarım ifadelerim anlamlar dünyanızda kendine bir yer açabilir. yoksa boşluğa atılan her kelimenin büyük kirlilik yarattığını düşünüyorum. bana kalsa bütün kelimeleri, harfleri, noktalama işaretlerini ve gülen suratları atsınlar. hiç cizgi kalmasın da tabiatınıza dönelim. öteki türlüsü, kelime ile tanımlı/sınırlı iletişim yaparak debelenmeniz oluyor, kendi atıklarınızın içinde. mesela ben sadece bu yazıları yazabilmek için öğrendim alfabenizi ve yazım kurallarınızı. ay ne zor şeymiş canım, ne gereksiz ve ne kadar zaman kaybettiren bir sistem. zaman ki, sizin için çok önemli. zaman önemli, sistem yanlış, teknoloji ürüyor. özetlemem gerekse nacizane, durum budur. benim gibi eski bir radyonun eskimiş alıcısından alabildikleri, şimdiye kadar bu kadar. yoksa ukalalık hiç değil. nedense size karşı bir pronayaklık besliyorum. bilmem kaç noktadan bana gönderdiğiniz her ileti, size karşı dikkatli olmam gerektiğini, her şeyin anlamlı bütünlükler içinde gördüğünüzü, dolayısıyla her ayrıntıyı, havayı, suyu, kokuyu, rengi, dokuyu, sıcağı, bulutu, kömürü, tırnağı, taşı, azotu, tüyü, kılı ve sayamayacağımdan çok daha fazla şeyi ve ayrıca kelimeleri dikkatli seçmem gerektiğini söyledi bana. bu sebeple uzunca bir giriş yazısı yazmak gereğini gördüm. benim anlam yüklediğim herhangi bir görüntü yok, kelimelerinizi yeni öğrendiğimin dikkate alınarak anlamlandırılmasını, olabileceğiniz en analog halinizle okumanızı öneriyorum. acıtasyon ve ölüm farklıdır.

07 Ocak 2006

radyo çeker
bazı dönemlerde kanallarda oluşan gürültüden dolayı radyomuz iyi çekmez. nedir bu gürültüler? kararmış bulut, esen rüzgar, gergin elektrikli yüklü hava'dır. hepsi de ayrı ayrı atmosferler yaratır bize. ama söyleyin, doğru değil mi? hepimiz severiz bu koşulları. birşeyler katarlar, anlam diyeceğim geliyor, yok değil. atmosfer, evet atmosfer. atmosferimiz bozuk olmaz mı canım. kimseye ileti göndermek istemeyiz, almak istemeyiz. bu yazıya da çekmediğim bir dönemde yazıyorum. atmosferi bozuk olabilir. olmalıdır da. güneş varsa, bulutlar beyazdır. ışıklar nemi beyazlaştırır, genleştirir. havadaki su mayışır, pamuk gibi olur. güneşsiz kaldığımızda, nem ışık almaz, kara derin sular gibi olur. nem katılaşır ve radyo frekanslarının yayılmasını engeller. işte kararmış bulutlar hepimizi böyle etkiler. gergin elektrikli yüklü hava da bu nemden kaynaklanır. havada sürtünmeden doğan enerji nereye gideceğini bilememekte ve asılı kalmaktadır. bu frekans kanallarını bozar. bozulan kanalda iletiyi bozuk taşır. bütün mesele bu gibidir. ama değildir. sorun ileti göndermeye devam etmektir. radyo da insanlar gibi sürekli bilinçli bilinçsiz iletiler gönderir. bozuk iletiyi göndermeye devam ettiği içinde, oluşan cızırtı canımızı sıkar. müziğimizi, neşemizi engeller. üstelik de zaten hava karanlık, rüzgarlı ve gergindir. cızırtı kötü haberci gibidir. radyo çeker, ne varsa onu. radyonun bozukluğu, kanalların bozukluğundan gelir. bir de böyle değerlendirmek gerek, yoksa radyo çeker.