15 Aralık 2005

radyo ve reklam
çok kızıyorum şu insanların düşüncesizliğine, gözlerini, kulaklarını kapamışlığına. sevmek istediğim herşeyin değerini azaltıyorlar. anlamını çalıyorlar. çok kullanıyorlar herşeyi. ?çok? kelimesini kullanıyorlar, çoğunlukla.
radyolar da yapıyor aynı şeyleri. her zaman keyifli olmuyorlar, onlardan geçmişte aldığımız hazzı vermiyorlar, ara sıra. bu hazzı almış olmaktan pişman bırakabiliyorlar bizi. her kanal ayrı bir frekansdan. bazıları da frekans çalıyor, değinmeden geçemeyeceğim.

pişmanlık, dünya üzerinde her canlının ortak olarak sahip olduğunu düşündüğü yaşam politikalarından kaynaklanıyor, tabii. radyolar politik diyemiyorum, ikili oyuna da politika demiyorum. bir radyo kanalı iki ayrı frekans kullanmaz. kullanıyorlar efendim, bal gibi. hatta bazıları kendini aşmış durumda, safi reklam oldular. bazı insanlar gibi, idealleri uğruna bedenlerini mahkum ediyorlar. bunu yaparken gözümüze sokarak yapıyorlar, hiç çekinme, utanma yok. alenen yani.
radyolar reklam alıyor. yetmiyor biraz daha alıyorlar. vaktimizden çalıyorlar, kendilerinden uzaklaşıyorlar. neymiş efendim bir süreliğine, kendi zamanlarını satışa çıkarıyorlarmış. bu satış da, çok zekice kurgulanıyor efendim. ben okulunu okudum oradan biliyorum. öyle bir saate koyuyorlar ki reklamları, marş oluyor kulaklara. en sevdiğim saatlerin içine, belkide yeşillikler içinde bir yolu geçerken, belki şöyle geriye yaslanmış gündelik sıkıntılarınızı kapı dışarı bırakmış radyo saatlerine giriyor, tam o sırada geliyor bu reklam cıngılları.
işte bu yüzden gerizekalı dedim radyoya. ?ne de cahilsin. senden hiç beklemiyordum? dedim aynı zamanda. yani çok üstüne gittim. bari dinlenebilir olsaydı reklamlar, belkide bu kadar sinirlenmeyecektim. dolapdere?de pek radyo çekmiyor. dediğim gibi radyomda eski. aradan sızan frekanslarda, belli ki iyi dalgalar değil. bunları da eklemeliyim tabi, radyoların genelini suçlarken.
neyse efendim, madem burada bu frekanslar var, biz de duracak mıyız? bütün mesele bu gibi. durmak ya da durmamak. bir yol bulunurda bu ikisi arasında, bir türlü uçlara ulaşılamaz. bu kararsızlık mı yaratmalı illaki? frekans çalmayan radyolar, diğerlerine göre tırmalayan bir rahatsızlık vermeyen reklamlar yayınlıyorlar. reklamlar arada derede ezik bir müzikle anons ediliyor. biraz da mahcup gibi. tabi burada iyi reklam, kötü reklam konusu var ki, o da ayrı bir dünyanın literatürünü oluşturuyor... konusudur. önemli olan mecra olarak radyoyu seçmiş marka, radyo dinleyicisinin halet-i ruhiyesini nereden bileceğidir. yaptırdığı analizlerin sayısal değerlerinden mi görecek, göremez efendim, beni kimse, kim düşünecek radyo severi? tabiki radyo. madem engellemiyoruz şu reklamları, kulağımızın içine kadar girdi, radyo el atmalı bu duruma. zira radyo televizyon değil ki, zaplayasın. radyo kanallarının sadık müşterileri değil, sadık dostları vardır. en azından bizim buraların insanları eskiden beri dostane radyoya karşı. diğer taraftan da, bizim buraların kabullenilmiş çaresizliği, radyoları da alttan almamızı sağlıyor belki. bu da böyledir tepkiselliği en fazla. dahası da yok. ikisine de kızıyorum, radyo değilmişim gibi, insan değilmişim gibi.
radyo da, insanlar gibi, ?zamana göre hareket etme? davranışları sergiliyor. bunda kızacak, sinirlenecek ne var değil mi? olur mu efendim öyle şey? en yalnız, en sakin, en huzurlu anlarımı paylaşıyorum ben o aletle. o da benimle. ben dinliyorum onu. o da beni kaale almalı canım. bu zamanda biri birini dinlesin, anlasın, anlayış göstersin. zor istekler bunlar. ama radyo, bunu görmeyerek düşüncesizlik ediyor, efendim. kızmakta haksız mıyım?

radyoların ve insanların sesi, aynı nefesin, farklı üflemeleri gibi. eee bu bizi nereye götürür? bir yere götürmesine gerek yok, efendim. olduğumuz yerde, istediğimiz gibi yerleştiririz kavramları ve yerleştirdiğimiz yerde görme eğilimimizi de kimse engelleyemez. ben radyo ve insanın tek yumurta ikizleri olmasa da, aynı mantıkla türediklerini ve o sebeple, aynı davranış bozukluklarını gösterdiklerini düşünüyorum. daha çok kanıt mı? bana göre bilimin sorgulama tarzında bir sorun var. bir rahat vermiyor adama. rahat vermiyorsa da gitmelidir, rahatsız etmemelidir, beni ve radyoyu. biz kendi kendimize de yaşayabiliyoruz. tamir ederiz birbirimizi.

Hiç yorum yok: